“Bizim Sayfiyelerimiz: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Sanat Koleksiyonu’ndan Bir  Seçki” adlı sergi, Türkiye’de plastik sanatların gelişimini manzara resimleri üzerinden inceliyor. 

Türkiye’de resim geleneğini başlatan iki koldan söz edebilirsek; kuşkusuz bunun biri figür, diğeri de manzaradır. Türk resminde manzaranın entelektüel gelişimini göstermek isteyen bu sergi, üç bölüm olarak tasarlandı. Bu bağlamda birinci bölüm, “Tabiat-ı Temaşa’dan Sayfiyeye: Boğaziçi ve Adalar” olarak adlandırıldı. Anadolu’dan çeşitli manzaraların yer aldığı ikinci bölüme “Memlekete Doğru/Türkiye’den Manzara ve Sayfiye Görünümleri” adı verildi. Serginin üçüncü bölümü olan “Manzaraya Farklı Yaklaşımlar” ise, soyut resimde ve çağdaş sanatta manzaranın yerini gösteren örneklerden oluşturuldu. Serginin ilk bölümünde yirmi iki; ikinci bölümünde otuz dört ve üçüncü bölümünde de on üç resim yer alıyor. 

Tabiat-ı Temaşa’dan Sayfiyeye: Boğaziçi ve Adalar

Batılılaşma döneminden 1914 Kuşağı sanatçılarına uzanan süreçte manzara resmi gerçekleştiren sanatçıların en çok tercih ettikleri bölgeler, Boğaziçi kıyıları ve Adalar olmuştur. 19. yüzyılda günlük hayattan yaşam tarzına, mobilyadan savaşlara ve silahlara, siyasal düşüncelerden siyasal kurumlara kadar tüm dünyada çok köklü değişimler yaşanmıştır. Bugünkü anlamıyla yazlık kavramının icadı ve yaygınlaşması da Endüstri Devrimi sonrasında kentleşmenin gelişmesi, yeni yaşam biçimlerine gereksinim duyulmasına bağlı olarak 19. yüzyılda gerçekleşmiştir. Osmanlı’da bu dönemde vapurların ilk kez şehir dışı ile bağlantıyı sağlamak üzere kullanımı ve düzenli seferlerin başlaması Boğaziçi ve Adalar’da sayfiye imarının başlamasına neden olmuştur.   Dolayısıyla 19. yüzyıl itibarıyla ressamın ve edebiyatçının da kaçamak yeri Boğaziçi ve Adalar olmuştur. 

Serginin ilk bölümünde yer alan en erken örnek, Mıgirdiç Civanyan’ın (1848-1906), 1901 tarihli “Fenerbahçe Burnu” resmi. Osmanlı modernizminin ilk bohemlerinden olan Civanyan, 1894 yılında ailesiyle birlikte Rusya’ya göç etmek zorunda kalmış ve yaklaşık 11 yıl Rusya’da yaşamıştır. Ermeni asıllı Rus ressam Ayvazovski’nin (1817-1900) resimlerinden etkilenen Civanyan, Ayvazovski etkili deniz manzaralarıyla bilinmektedir. Resimlerini genellikle duvar dibine açtığı tezgâhlarda sergileyen ve düşük meblağlara satan Civanyan, döneminde Beyoğlu’nun tanınan bir ressamı haline gelmiştir. 

1914 Kuşağı sanatçılarının çağdaşı olan ancak tutuculuğuyla tanındığından estetik dil açısından kendinden önceki kuşakla anılması uygun olan Ali Sami Boyar (1880-1967) ile Kuleli Askerî Lisesi’nde Sami Yetik’ten dersler alan Pertev Boyar (1897-1981) Göksu yorumlarıyla sergide yer alıyorlar. Halil Paşa’nın (1857-1939) oğlu olan Ali Halil Sözel (1904-1974), “Beylerbeyi” ve “Yörük Ali Plajı” adlı resimleriyle sergide yer alırken, Ali Rıza Bayezit (1883-1963) da Büyükada ve Heybeliada manzarasıyla temsil edilmektedir. Aynı kuşaktan olan, hukuk eğitimi alan ama Hikmet Onat’ın atölyesine devam ederek resim eğitimi de alan Cevat Erkul (1897- 1991) da 1938 tarihli “Beylerbeyi İskelesi” resmiyle sergide bulunuyor. Bu sanatçıların 1914 Kuşağı sanatçılarının resimlediği deniz kenarları, ada sahilleri gibi Fecr-i Âti edebiyatı etkili bir doğa yorumunu tercih etmeleri, 1914 Kuşağı’nın resim anlayışının döneminde ne denli popüler olduğunu göstermesi açısından önemlidir. 

 

Hikmet Onat, Balıkçı Motorları, 1952, Tuval üzerine yağlıboya, 54 x 73 cm
Nüzhet Ayetullah Sümer, Sonbahar, 1943, Tuval üzerine yağlıboya, 65 x 81 cm
Şeref Akdik, Mühürdar, 1950, Tuval üzerine yağlıboya, 38.50 x 46.50 cm

Sergide 1914 Kuşağı sanatçılarından Hasan Vecih Bereketoğlu (1895-1971) bir Boğaziçi manzarasıyla yer alıyor. Aynı kuşaktan Hikmet Onat (1882-1972), 1939 tarihli “Heybeliada”, her ikisi de 1952 tarihli “Balıkçı Motorları” ve “Ömürtepe Gazinosu” ile yer alıyor. Sergideki seçki, özellikle II. Meşrutiyet sonrasında gerek asker kökenli sanatçıların gerek akademi kökenli sanatçıların, pozitivizm bağlamında birleştiklerini ve açık hava resimlerinde doğayı bilimsel bir temele oturttuklarını göstermektedir. Bilindiği gibi, 1914 Kuşağı sanatçıları Türk Empresyonistleri olarak adlandırılır ve Empresyonizm’i otuz yıl geriden takip ettikleri için de kıyasıya eleştirilirler. Halbuki mesele pozitivizm bağlamında ele alındığında, bu kuşakla birlikte doğanın bilimsel bir yorumlama temeline oturtulduğu açık bir biçimde görülecektir. Empresyonizm’i otuz yıl geriden takip ettiği varsayılarak eleştirilen bu kuşak, resim sanatına pozitivizm bağlamında öznelliği ve sivilliği getirmiştir. Sanata öznelliğin ve sivilliğin girmesi ise, aydınlanma düşüncesinin asıl bu kuşak tarafından özümsenebildiğinin kanıtı niteliğindedir. Doğaya öznel bir yorum getirme, 1914 Kuşağı sanatçılarının özellikle Boğaziçi ve Adalar’dan gerçekleştirdikleri manzara resimlerinde karşımıza çıkmaktaysa da bu konu sadece o kuşak sanatçılarıyla sınırlı kalmayacaktır. Aslında bu durum, Meşrutiyet devrinde hem romanda hem de resimde perspektifin eş zamanlı olmasıyla da birebir ilişkilidir.

Serginin bu ilk bölümünün dört kuşak sanatçıyı bir araya getirebilmesi, tüm bu sanatçıların doğa tutkusuyla gerçekleştirdikleri manzaralar sayesinde mümkün olabiliyor. Sergide Civanyan, Ali Halil Sözel, Ali Rıza Bayezit gibi asker kökenli ressamları da bulmak mümkün, 1914 Kuşağı sanatçılarına öncülük eden Halil Paşa’yı da ve aslında izlenimci palet ile normalde hiç ilgisi olmayan Nurettin Ergüven, Ayetullah Sümer, Saip Tuna, Ferruh Başağa, Hulusi Mercan, Avni Arbaş gibi bu kuşaktan sonraki kuşakları oluşturan sanatçıları da. Bu dört kuşak sanatçının serginin bu ilk bölümünde bir araya gelebilmesinin nedeni, yukarıda da bahsedildiği gibi, bu kuşağın tabiat-ı temaşa gelenekli manzaralarının Türk resim sanatına bir popülarite kazandırmasıdır.

Serginin ilk bölümünde 1914 Kuşağı’ndan sonraki nesli temsil eden sanatçılardan Nurettin Ergüven (1905-1979), “Burgaz Adası” resmiyle temsil edilirken; aslında Art Déco portreleriyle tanınan Nüzhet Ayetullah Sümer (1905-1979), Haliç’ten bir manzara olan “Limanda Sis” adlı resmiyle yer alıyor. Almanya’da Hoffmann ve Heinemann atölyelerinde çalışan ve Geç Kübizm biçim diline tüm yapıtlarında yer veren Saip Tuna’nın (1904-1974), 1943 tarihli “Boğaz Manzarası”nı sergide görmek mümkün. Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’nin daha klasisist bir üyesi olan Şeref Akdik (1899-1972), sergide 1950 tarihli “Mühürdar” manzarasıyla yer alıyor. 1950’li yıllarda soyut sanata dönecek olan Ferruh Başağa (1914-2010), soyuta geçişinin hemen öncesinde gerçekleştirdiği, 1944 tarihli “Ortaköy” manzarasıyla temsil edilirken; sanat yaşamı boyunca manzaracı olan Hasan Hulusi Mercan’ın (1913- 1988) sergide “Boğaziçi’nde Balıkçı Motorları” ve Emirgan Baltalimanı” olmak üzere iki resmi görülebilir. 

Serginin ilk bölümünün konusunu oluşturan “Tabiat-ı Temaşa’dan Sayfiye’ye: Boğaziçi ve Adalar”, Türk resminin hiç eskimeyen bir teması olmuştur. Bu nedenle serginin bu ilk bölümü, Avni Arbaş’ın (1919-2003) 1979 tarihli “İstanbul Boğazı’nda Bir Görüntü” resmiyle sonlandırıldı. Mıgırdiç Civanyan’ın 1901 tarihli “Fenerbahçe Burnu’ndan” resmiyle Arbaş’ın neredeyse 80 yıl sonra gerçekleştirdiği “İstanbul Boğazı’nda Bir Görüntü” resmi, Boğaziçi ve Adalar’ın Türk resminde kuşakları birbirine bağlayan bir tema olması nedeniyle dikkat çekicidir

Memlekete Doğru/Türkiye’den Manzara ve Sayfiye Görünümleri

Serginin ikinci bölümünü oluşturan “Memlekete Doğru/Türkiye’den Manzara ve Sayfiye Görünümleri” bölümünde otuz dört resim yer alıyor. Bunlar arasında iki erken örnek de bulunuyor: Halil Paşa’nın (1857-1939) 1908 tarihli “Değirmendere”si ve 1939 tarihli “Sığırlar”ı. Halil Paşa’nın iki manzarası serginin ilk bölümüyle ikinci bölümünü bağlama işlevini görürken; serginin bu ikinci bölümü de kendi içinde üç ana bölüme ayrılıyor: Başkent Ankara’dan görünümler, Anadolu’dan görünümler ve çoğunluğunu Marmara köylerinin oluşturduğu sayfiye görünümleri. 

Sergide Ankara görünümlerine yer verilen sanatçılar Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911-1975), Nurettin Ergüven, Saip Tuna ve İhsan Cemal Karaburçak’tır (1897-1970). Ankara, Bedri Rahmi’de bir motif ve bir coşku olarak belirirken; sergide yer alan sanatçılardan Nurettin Ergüven’in “Ankara’da Sokak” ve Saip Tuna’nın “Ankara” ve “Ankara’da Bahar” adlı resimlerinde Cumhuriyet döneminin Geç Kübizm biçim dilini görselleştiren bir araç haline gelir. Ankara moruyla tanınan İhsan Cemal Karaburçak’ın “İncesu’dan Manzara”sı ise, tıpkı Bedri Rahmi’de olduğu gibi coşkunun resmidir.

Yukarıda bahsedilen Ankara resimleri gibi, Anadolu’dan çeşitli görünümleri konu alan Hasan Hulusi Mercan’ın (1913-1988) “Kayıklar ve Ağaçlar”, Saip Tuna’nın (1904-1974) “Manzara Balıkçılar”, Arif’in “Deniz Tarla ve Ağaçlar”, İbrahim Safi’nin (1898-1983) “Bursa Manzarası”, Ali Karsan’ın (1903-1998) “Manzara”sı, Refik Epikman’ın (1902-1974) “Koru” resmi, Saim Özeren’in (1900-1964) “Bahçede Çiçekler” adlı resimleri bu bağlamda değerlendirilebilir. 

Serginin “Memlekete Doğru/Türkiye’den Manzara ve Sayfiye Görünümleri” başlıklı bu ikinci kısmının üçüncü bölümünde çoğunluğunu Marmara kıyı köylerinin oluşturduğu sayfiye görünümleri yer alıyor. Tıpkı resim ve roman gibi sayfiye de hayatımıza modernleşme ile giren bir kavram. Modern hayatın tesis edilme süreci ile kadın-erkek birlikte sosyalleşmeye başlamış; açık hava kahvelerinde yemek, eğlence, dinlence gündelik yaşamın bir parçası haline gelmeye başladığı gibi; tam da bu hayatın dönüşümü sırasında dağarcığımıza giren tasvir de bu süreci kendine konu edinmiştir. Onun içindir ki Fecr-i Âticiler çamlıklar, Boğaz kıyıları ve özellikle Adalar’ı konu edinirken; 1914 Kuşağı sanatçıları da romanlarda bahsedilen bu mekânları resimlemişlerdir. Boğaz gezintileri ve Adalar’a çıkmak, serginin ilk bölümünün önemli bir kısmını oluştururken burada yazlık kültürünün yayıldığı, Boğaziçi ve Adalar’dan Marmara kıyılarına uzandığı bir döneme bakmak üzere sayfiye sözcüğü kullanıldı. Ali Rıza Bayezit’ın “Erdek” ve “Marmara Adası Çamlıburun” resimleri, Afife Ecevit’in (1908-1990)” Erdek’ten” ve “Salacak” resimleri, Celal Uzel’in (1901-1965) “İznik Gölü” resmi, Nazlı Ecevit’in (1900-1985) “Amasra” resmi, Nermin Pura’nın (1923) “Karamürsel Ereğli Köyü”, Nurettin Ergüven’in (1905-1979) “Marmara’da Bir Köy” sayfiye kültürünün yaşamsal ve resimsel karşılıkları olarak sergide yer alıyor.

Manzaraya Farklı Bakışlar

Serginin üçüncü bölümü olan “Manzaraya Farklı Bakışlar” bölümünde soyut sanattan çağdaş sanata doğru bir seçkiye yer verildi. Soyutlamaya olanak tanıyan bir konu olan manzara, çağdaş sanatın da yabancısı olacağı bir konu değil şüphesiz. Bu nedenle, bu bölümde birbirinden çok farklı manzara örnekleri ele alındı. “Manzaraya Farklı Bakışlar” içerisindeki ilk grubu iki Paris Ekolü sanatçısı oluşturuyor: Nejad Devrim (1923-1995) ve Abidin Dino (1913-1993). 1914 Kuşağı sanatçılarının Türk resmine bir popülarite kazandırması gibi, Paris Ekolü sanatçılarının başarıları da hem Türk resminin üzerine sinen özgüven eksikliğinin atılmasını sağlar hem de soyut resmi yaygınlaştırır. Örneğin, d Grubu üyelerinin bazıları 1951 yılında İstanbul’da Fransız Konsolosluğunda açtıkları sergilerinde soyut resimlere de yer verirler. Sergide onlardan biri olan Zeki Faik İzer’in (1905-1988), 1974 tarihli “Doğaya İmaj” resmi bulunuyor.

Sergide Tural Erol (1927) ve Yalçın Gökçebağ’ın (1944) resimleri bir ikili grup olarak düşünülerek yan yana getirildi. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinde eğitim gören ve Bedri Rahmi atölyesi öğrencileri tarafından kurulan Onlar Grubu’nun da üyesi olan Turan Erol, kendi kuşağı sanatçılar arasında daha çok manzara üzerinde yoğunlaşmıştır. Turan Erol’un manzaraları, 1938-43 arasında düzenlenen ama etkisi hocası Bedri Rahmi’de bir ömür süren yurt gezileri resimlerinin güncel bir uzantısı olarak görülebilir. Doğaya lirik bir dille yaklaşım, Turan Erol gibi Yalçın Gökçebağ’ın resimlerinde de söz konusudur.

Serginin “Manzaraya Farklı Yaklaşımlar” bölümünde Devrim Erbil’in (1937) 1999 tarihli “Ritmik Deniz Yorumu” adlı resmi de bulunuyor. Devrim Erbil’in resmindeki ritmik vurguyu Duran Karaca’nın (1934-2006) da renk üzerinden yaptığı görülüyor ve Karaca sergide 1987 tarihli “Keçiler” adlı resmiyle yer alıyor. 

Serginin son bölümünde Mehmet Güleryüz’ün (1938) 1989 tarihli “İsimsiz”i, Selma Gürbüz’ün (1960) 1990 tarihli “Ihlamur Mesiresi” ve Behçet Safa’nın (1934-2018) 1981 tarihli “Kumsalda Öğle Sıcağı”, 1988 tarihli “Sayfiyeden İnsan Manzaraları” adlı resimleri birlikte gruplandı. Türkiye’de dışavurumcu resmin erken ve en önemli temsilcisi olan Güleryüz’ün 1989 tarihli “İsimsiz”inde kompozisyonun ritmini boya ve hızlı fırça vuruşları oluşturmaktadır. Siyah Kalem’i çağrıştıran, birbirlerini tekrar eden formlarıyla öne çıkan Selma Gürbüz, “Ihlamur Mesiresi”nde yalın bir form anlayışı benimsemiştir. Behçet Safa’nın (1934-2018) 1981 tarihli “Kumsalda Öğle Sıcağı” adlı resmi, Safa’nın üretiminin en güçlü olduğu dönemlere ait olup öğlen sıcağında kumsalda güneşlenirken eriyen insanların hicveder.

* Prof. Dr. Burcu Pelvanoğlu'nun Bizim Sayfiyelerimiz Sergisi için hazırladığı katalogdan alınmıştır.